Sâdi Şirazî ‘ye sormuşlar: – İnsan nedir ?
“Yek katre-i hûnest, sâd hezârân endîşe.” diye tanımlar.
Yani insan,
“bir damla kan, binbir endişedir.”
Endişe, aslında düşünmek demek. Farsçadan dilimize girerken anlam değiştirip “kaygı, tasa”ya dönüşmüş.
Endişe, yarında kaybolmaktır, oysa sadece bugün vardır.
İnsanın içindeki beklentiyi bitirmesi de bir vedadır.
Hani diyor ya Şeyh Galip;
“Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen, Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.”
Yani;
“Kendine hoşça bak, âlemin özüsün sen,
Varlıkların gözbebeği olan insansın sen.”
Hepimiz şerefli bir emanetin bekçisiyiz. Varoluş, insan için ilk mefkure.
Sadece biyolojik bir varlık değil; aynı zamanda düşünen, hisseden, sorgulayan ve kendi iradesiyle hayata dahil olan şerefli bir varlık insan.
Varoluşunun ona tanıdığı sınırlar içerisinde kendini gerçekleştirme fırsatı bulur.
Bir gün yaralı bir kuş Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm’a gelerek kanadını bir dervişin kırdığını söyler. Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm dervişi hemen huzuruna çağırtır ve sorar:
“Bak! Bu kuş senden şikâyetçi, neden kanadını kırdın?”
Derviş kendini şöyle savunur:
“Sultanım, kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yaklaştım yine kaçmadı. Teslim olacağını düşünüp atladım. Yakalayacağım esnada kaçmaya çalışınca kanadı kırıldı.”
Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm: “Bak! Bu adam haklı, niye kaçmadın? O sinsice yaklaşmamış, hakkını savunabilirdin? Şimdi kolum kırıldı diye şikâyet ediyorsun.” diyerek kuşa söyler.
Kuş kendini savunur:
“Onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsa hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez dedim!”
Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm, kuşun bu savunmasını doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister.
“Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın!” diyerek emreder.
Ancak bu emre kuş itiraz eder: “Efendim, sakın böyle bir şey yaptırmayın!” diyerek öne atılır.
Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm; “Neden?” diye sorar.
Kuş sebebini şöyle açıklar: “Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar. Siz en iyisi onun üzerindeki derviş kıyafetini, elbisesini çıkarın. Çıkarın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra bir daha aldanmasın!”
İngilizcede güven anlamına gelen trust ile Türkçedeki dürüst kelimesi akraba.
İki kelimenin de kökü Hintavrupa Anadiline dayanıyor. Dürüst ve trust, ikisinde de “Doğru” olmak anlamı var.
Son zamanlarda en az karşılaştığımız şey “Doğru” insan.
Denk gelen kaybetmesin…!
Selam, Dua ve Muhabbetle…













YORUMLAR