Bir sinema filminde şöyle bir bölüm izlemiştim;
Arabalardaki dikiz aynası neden vardır bilir misin?
Arkayı görmek için…
Peki araba kullanırken hep dikiz aynasına bakarsan ne olur?
Kaza yaparsın…
Geçmiş o dikiz aynasıdır,
Arada bak hata yapma diye…
Ama sen önüne bakmak zorundasın.
Yoksa kaza kaçınılmaz olur…
Geçmişi hatırlayabilmek ile geçmişe hapsolmak arasında azımsanmayacak kadar fark var.
Geçmişe takılıp kalmak sadece yarınları öldürür. O nedenle geçmişi gömmek gerek.
Ancak gömülen geçmişi de ara sıra ziyaret etmek şart. Tıpkı bir kabir ziyareti gibi.
Çünkü kabir insana kim olduğunu ve nereden geldiğini hatırlatır.
Bir de nereye gideceğini.
Geçmişle vedalaşırken yazmayı öğrendik, ilahi adalete teslim olmayı, her ne kadar mücadele etsek te, dirensek te kadere, sonunda bıraktık yüreğimizi nasibin ellerine. Çıkmaz sandığımız sokaklardan kaçmak isterken, tefekkürde bulduk kendimizi. Olmayana diz vurmak yerine, olan da hayr aradık.
Niyetiniz de neyi hissederseniz, nasibiniz de onu yaşarsınız.
İçinde “Çok” olan her şey zarar.
Çok sevmek zarar, çok üzülmek, çok gülmek, çok ağlamak, çok yemek, çok içmek, çok düşünmek, çok konuşmak, çok uyumak, hatta sporun herhangi bir dalında bile zorlayıcı performanslar vs… Zarar…!
Hayat dengeden ibaret.
Dünyadaki her şey, doğar, büyür, yok olur. Nihayetinde devam eder yaşam yolculuğuna. Dolayısıyla her ölümü yeniden doğuş, her hüznü de mutluluk izler. Hayatın kendisinden daha iyi öğretmen yok.
İmam-ı Rabbanî Hazretlerine sorulur: Allah’tan korkup kimsenin gönlünü kırmayız, oysa kimse gönlünden sevmiyor bizi. Bu nedendir? Çok üzülüyoruz deyince,
Der ki; İmam-ı Rabbanî…
Sevmiyor değil, sevemiyor.
Çünkü senin Rabbin, sevdiği kulunu rastgele herkese sevdirmez…
Mutlu olmak için gerekli olan tek şey samimiyet…
Sahiden seveceksin…
Sahiden üzüleceksin…
Ahde vefa bileceksin…
Şeffaf olacaksın…
Kıyıda söz verip fırtına çıkınca ortadan kaybolanlardan, sadece kendini düşünüp, kendisi için yaşayanlardan, birlikte düşünmeyi, birlikte yaşamayı, birlikte sevinip, birlikte üzülmeyi beceremeyenlerden olmayacaksın…
İyilik kalbin pusulasıdır;
İnsanın kalbinde saklı duran, yolunu şaşırdığında yeniden yönünü bulmasına yardım eden, Ne kadar uzaklaşsa, ne kadar karanlık sokaklarda kaybolsa da, içinden yükselen bir ses ona doğruyu gösterir. Çünkü iyilik, vuslatın özünü taşır; kavuşmanın, birleşmenin, insanla insanın, kul ile yaradanın buluşmasının gizli anahtarıdır.
Yönü daima ışığa, merhamete, sevgiye dönüktür. İnsan ne kadar yorulsa da, ne kadar şaşırsa da, pusula sapmaz. Çünkü o, ilahî bir nefesle kurulmuştur. Yolda kalanları kaldırır, gönlü kırıkları onarır, çaresize umut olur. Her iyilik, vuslatın haritasına işlenmiş bir çizgidir…
Ve işte, insan bir gün geriye dönüp baktığında, bütün o küçük iyiliklerin aslında büyük bir kavuşmanın işareti olduğunu görür.
Çünkü vuslat, sadece bir yerde ya da bir kişide değil; iyiliğin olduğu her an, her hâlde, her nefeste saklıdır.
Yüzünüzün düştüğünü fark eden,
Sesinizdeki inmişliği hissedebilen
Üzüntünüze ortak olacak
Gönlü güzel insanlar biriktirin…!!!
“Vaktiniz güzelliklere açılsın inşallah.”
Selam, Dua ve Muhabbetle…













Güzel bir yazı, teşekkürler.