Pençe Kilit Harekatı Bölgesi’nde 12 askerimizin mağarada gazdan zehirlenerek şehit olmasından sonra Türkiye, Eskişehir’de orman yangınına müdahale eden 5 işçi ve 5 Akut gönüllüsünün şehadeti ile sarsılmıştı. Bu kez acı haber Hatay’dan geldi. Milli Savunma Bakanlığı İskenderun Deniz Er Eğitim Alay Komutanlığı’nda yüksek ateş şikayeti üzerine kaldırıldıkları hastanede tedavilerine başlanan 7 Mehmetçik’ten Muhafız Er Hayrullah Halit Karaman ve İkmal Er Semih Erdoğan’ın şehit olduğu bildirildi.
Ülkemiz gün geçmiyor ki felaket haberi ile uyanmasın. Canlar hayattan koparken, geride kalan gözü yaşlı aileler acılar içinde kıvranıyor.
Kimin umurunda!..
Ateş düştüğü yeri yakar…
Tedbirsiz, tecrübesiz, eğitimsiz, kısaca liyakatsiz yöneticiler elinde ülke her geçen gün kan kaybediyor.
SUBAY NASIL YETİŞTİRİLİR?
Emekli Yarbay- Yazar Selçuk Çevik ile “Savaş Karanlığında Çankırı Güneşi” kitabının YUNS AVM’deki tanıtım ve imza gününde tanışmış, Şehitler Müzesindeki Çankırı Lisesi öğrencileri ile buluşma ve kitabını imzalamasını haber yapmış, o günden sonra dostluk ve fikir alış- verişimiz sürmekte.
Yüksek ateş şikayeti üzerine kaldırıldıkları hastanede şehit düşen iki askerin acı haberi herkesi olduğu gibi ordu mensubu Selçuk Çevik’i de derinden sarstı. Çevik, askerlik tecrübeleri ile yazarlığı buluşturduğu sosyal medya hesabında içini döktü.
Çevik’in “Subay Nasıl Yetiştirilir” başlıklı yazısı şöyle:
“1979 yılında Harp Okuluna girdim. Temmuz falandı işlemler tamamlanınca İzmir/Menteş’e eğitim kampına götürdüler bizi. Bir ay kadar orada eğitim yapıp bizi deneyecekler, dayanıklılık aşısı verecekler ve her türlü sıkıntı ve eziyete katlanabilirsek yemin edip askeri öğrenci olma hakkını kazanacaktık. Yeminden önce dayanamayıp ayrılanlar oldu. Çünkü eziyet dediğim şey gerçekten eziyetti. İzmir’in 40 derece sıcağında sırtında 20-30 kilo yükle yürüyüşler, mayolu olarak taşlı- topraklı arazide sürünmeler, istirahatlerde kenarda ağaçlar dururken güneş altında haşlanmalar…
Meselâ saat tam öğlen 12.00’ de eğitim biter, tüfekli teçhizatlı kaldığınız çadırların önüne getirirlerdi.
-“Süre 3 dakika herkes mayolu olarak içtima etsin.” derlerdi.
Hemen fırlar çadıra girer, üstümüzü başımızı çıkartır, teçhizatı düzenli olarak emredildiği gibi yerine koyar, mayoyu giyer ve koşa koşa içtima yerine gidilirdi. Geç kalanlar ayrı tutulur onlar için ayrı dayanıklılık testi uygulanırdı.
Günlerden 11 Eylül idi çünkü doğum günümdü. Yapılan muameleye öyle sinirlenmiştim ki hırsla tüfeğin dipçiğini yere vurup kırmıştım. O gün ve ayrılmaya karar vermiştim. Üstelik yemin törenine bir iki gün kalmıştı ama gözüm görmüyordu artık.
….
Arkadaşlar konu uzayıp gider böyle. Oturup daha sayfalarca yazabilirim ama asıl anlatmak istediğim şey başka.
Gel zaman git zaman üsteğmen rütbesiyle Oğuzeli Hacıfakılı Hudut Bölük Komutanlığına tayin oldum. 22 km cephe 350 kadar asker ve yazın +50, kışın – 30 derecede hudut bekledim. Ben zamanında o sıcaklarda askerimin koşulları içerisinde eğitilmiştim. Hava şartlarına, sıcağa, soğuğa karşı hem eğitimli hem de psikolojinin yazarıydım. O sıcaklarda günde 8 saat askeri sıcağın altında dikerseniz hastalanır. (Güneş değil özellikle sıcak diyorum çünkü kulelerde gölgelik mutlaka vardır ama sıcak ayrı bir beladır.) Bidon bidon buzlu limonata veya tuzlu ayran yaptırır, bir araç çıkartır ve nöbet yerlerine dağıtırdım. Askerin su ve tuz kaybının önüne geçmeye çalışırdım. Kışın iş daha kolaydı. Bu sefer de pekmez bidonu devreye girer ve bizzat elimle birer kaşık pekmez yuttururdum nöbetteki askere.
Bir tek askerimi ne sıcak çarptı ne de soğuktan etkilendi. Çünkü biz subay olarak yetiştirilmiştik.
Şimdi geliyorum İskenderun’daki olaya
…
Bizim başımızda, Metin Yavuz Yalçın’lar, Ercan Sak’lar, İrfan Yay’lar vardı.,, Kıtada pişmiş, başarılı, liyakatli subaylar.
…
Daha henüz Irak’taki mağara olayının sıcaklığı duruyor. Lütfen Harp Okullarını artık geri verin ve lütfen subay almayın artık “Subay yetiştirin”.












YORUMLAR