5 Mart 1999 tarihinde TİKKO terör örgütünün bombalı saldırısının üzerinden 26 yıl geçti. Çeyrek asır geçse de acısı katlanarak yürekleri dağlıyor.
Kulakları patlatan ses öyle güçlüydü ki, şehir ne olduğunu anlamadı. Kimse bombalı saldırı olmasına ihtimal vermezken, olay yerinin yakınındaki okulun kalorifer kazanı patlamış, diye insanlar akın etti. Patlama öyle şiddetliydi ki, makam aracından kopan parçalar metrelerce uzakta binaların çatılarında bulundu. Patlama öyle şiddetliydi ki, Çankırı adeta yerinden oynadı.
Kimse bombalı saldırı olduğunu düşünmüyordu, dedik. Bunu, düşman ayağı basmamış il Çankırı olduğu için, dedik, bunu nüfusuna göre en fazla şehit veren il Çankırı olduğu için, dedik , bunu vatanına milletine bağlı, örnek il Çankırı olduğu için dedik ve iddia ettik.
Her türlü terörün karşısında duran, ona hayat hakkı tanımayan Çankırı’da terör ne gezerdi…
Ama olan oldu!…
Akla gelmeyen başa geldi.
İlk kez yaşadığı teröre Çankırı 4 şehit birden verdi.
Şehitler, kefenlerine sarılıp sonsuzluğa uğurlanıp kalplerdeki yerlerini aldılar.
Ya geride kalanlar…
Yaralıların, şehitlerin eş, çocuk ve aileleri perişan oldu.
Bunu da; patlamada ölümden dönen, adeta ölümü hisseden vali makam şoförü Muammer Altınsoy’un titrek sesinden ve Off The Record söylemlerinden anlıyoruz. Bunu şehit öğrenci Emrah Ersoy annesi Havva Anne’nin yüzüne yansıyan acı dolu bakışlarından anlıyoruz. Üzüntünün yükünü daha fazla kaldıramayıp, biricik oğlu Emrah’ın yaşındakileri veya onun okul arkadaşlarını gördüğünde dalıp çok uzaklara uzanan derin bakışlarından, zoraki gülümsemesinden anlıyoruz.
Onları görüp, empati kurmamak, acıyı hissetmemek, teröre verilen canları unutmak mümkün mü?
Unutursak kanımız kurusun…












YORUMLAR