Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Çankırı Gazete

20 gün içinde bir evden 3 cenaze çıktı

4 Ağustos tarihinde Ankara’da meydana gelen trafik kazası sonrasında hayatını

4 Ağustos tarihinde Ankara’da meydana gelen trafik kazası sonrasında hayatını kaybeden Muhammed Ali Bağcı’nın Karallı köyündeki kabrini ziyaret eden Beytullah Bağcı 23 Ağustos’da trafik kazası geçirmiş ve olay yerinde hayatını kaybetmişti. Yaşanan kazada yaralanan Filiz Bağcı ise 1 gün sonra yapılan tüm müdahalelere rağmen hayata gözlerini yummuştu. Yaşanan bu üzücü kazada kardeşi Filiz Bağcı’yı kaybeden Köşe yazarımız Mahmut Ali Cengiz Körosmanoğlu duygularını dile getirmek için aşağıdaki kelimeleri kaleme aldı.

Ah kardeşim, ah Filizim…

Sen benim için hep küçük Filiz olarak kaldın.

Sen ilk çocuğun Muhammed’i kucağına aldığında, sana bakıp,

“Sen daha kendin çocuksun, nasıl çocuk büyüteceksin?” demiştim.

Hatta daha da ileri gidip,

“Sen kesin çocuğun altını değiştirmeyi unutursun.” diye takılmıştım.

Sen de bunu daha sonra yengene anlatmışsın.

“Abim iki günde bir beni arardı. ‘Sen çocuğa bakabiliyor musun?’ diye sorardı.” demişsin.

Yengen de bunu bana gülerek anlatmıştı.

Benim gözümde sen hâlâ çocuktun.

Meğer sen çoktan anne olmuşsun.

Hem de nasıl bir anne…

Evladını yüreğinin en derin yerine koyan, onun acısını kendi canından daha fazla hisseden, onu kaybettiğinde yüreği parçalanan bir anne…

Şimdi düşünüyorum da…

Ben sana “Sen çocuksun.” derken sen anneliği çoktan öğrenmişsin.

Ve öyle bir anne olmuşsun ki, kabirde bile evlatlarını yalnız bırakmamışsın.

Yan yana, koyun koyunasınız şimdi.

Onları orada da yalnız bırakmamışsın.

Sanki “Ben sizi burada da yalnız bırakmam.” dercesine peşlerinden gitmişsin.

Ah benim küçük Filizim…

(Bunu bir mecaz olarak söylüyorum elbette. Biz biliriz ki insanın eceli bellidir. Ecel ne öne alınır ne de geriye bırakılır. Her insanın dünyaya geldiği gün gibi, bu dünyadan ayrılacağı gün de Allah’ın ilmindedir.)

Ama insanın yüreği böyle düşünmüyor işte.

İnsan, sevdiğinin ardından bakarken bazen kelimeleri aklından değil, kalbinden seçiyor.

Sen de sanki evlatlarının ardından gitmişsin.

Onları yalnız bırakmamışsın.

Sen benim küçük Filizimdin.

Benim Bodeyimdin.

Sana bu ismi küçükken, Filiz ismini veren amcamın kızı Birgül ablam takmıştı.

“Bodey” derdi sana.

Küçükken bu lakaba çok kızardın.

Kızardın, söylenirdin, istemezdin.

Sonra büyüdün…

Hayat seni büyüttü.

Bir gün geldi, artık “Bodey” denmesine aldırmaz oldun.

Ama benim hafızamda o isim kaldı.

Küçük Bodeyim…

Şimdi o ismi söylerken içim yanıyor.

Çünkü çocukluğumuzdan kalan bir isim, şimdi koca bir hayatın hatırasını taşıyor.

Karallı Köyü’ne seni ben götürdüm.

Beline gelinliğinin kırmızı kuşağını ben bağladım, çiftlikte…

Ahmet babamın hanımı Hacer anamla beraber Karallı Köyü’ne siz gideceksiniz, gelinle beraber. dediler.

“Köyün âdeti.” dediler.

Ben de gittim.

Akşam çiftliğe geri döndük.

Sen orada kaldın.

Seni o gün saf, tertemiz, bembeyaz gelinliğinin içinde bıraktım.

Bir kardeş olarak seni gelinlikle teslim ettim Karallı’ya.

Artık önünde yeni bir hayat vardı.

Kendi evini kuracak, kendi hayatını dolduracak, anne olacak, çocuklarını büyütecek, yıllar geçirecektin.

Ben seni gelinlikle bıraktım.

Yıllar sonra…

Aynı kardeşin olarak…

Ama bu kez seni kefenle teslim aldım.

İnsan bunu nasıl anlatabilir?

Bir kardeş, kız kardeşini yıllar önce gelinlikle bırakıyor.

Aradan yıllar geçiyor.

Aynı kardeş, onu bu defa beyaz kefen içinde alıyor.

Birincisinde hayatın kapısından içeri bırakmıştım seni.

İkincisinde ebediyet yolculuğuna uğurladım.

Bugün kabre indim.

Kefenin kuşağını kendi ellerimle çözdüm.

Ve seni yine beyazlar içinde Karallı toprağına bıraktım.

Ama bu kez vedamız farklıydı.

Bu kez:

“Mahşerde görüşmek üzere…”

dedik birbirimize.

İnsan kardeşine böyle veda eder mi?

Etmez sanırdım.

Ama hayat insana hiç düşünmediği vedaları da yaşatıyormuş.

Kabre girerken bir an…

“Keşke ben uzansam da kabri ısıtsam.” diye düşündüm.

Seni öylece soğuk toprağa bırakmak istemedim.

Fahri Kâinat Efendimizin ﷺ süt annesini kabre koyarken gösterdiği şefkat geldi aklıma.O kabri ısıtay7m demiş ve uzanmış kabre..

İnsan sevdiğini toprağın soğukluğuna bırakmak istemiyor.

Bir kardeş olarak içimden,

Biraz ben yatayım, biraz ben ısıtayım bu kabri.” diye geçirdim.

Ama benim o kabri ısıtacak gücüm yoktu.

Sonra düşündüm…

Senin evlatlarına olan sevgin o kabri zaten ısıtmıştı.

Sen Muhammed’ini ve Beytullah’nı sevginle sarıp sarmalamıştın.

Şimdi üç yüreğin aynı toprağın altında…

Rabbim üçünüzün de hesabını kolay eylesin.

Kabirlerinizi nurla doldursun.

Sizi rahmetiyle kuşatsın.

Daha yirmi gün önceydi.

Muhammed’im… Muhammed’im…” diye ağlıyordun.

O kelimeyi unutamam.

Bir annenin evladının adını söylerken sesinin nasıl parçalandığını unutamam.

Acın büyüktü.

Yüreğin yanıyordu.

Ama sen yine de taşkınlık yapmadın.

İsyan etmedin.

Üstünü başını dağıtmadın.

Başörtünün çenesindeki iğne bile açılmadı.

O an gözümün önüne yakın zamanda yaşanan bir depremde enkazdan çıkarılan bir kadın geldi.

Kadın göçükten çıkarılmak istememişti.

Başım açık.” İnancın hayattan daha önemli olduğunu o zaman anladım.Her an enkaz görebilir, hayatını kaybedebilirdi.Ama o kadın hayatından daha önemli idi inancını yaşamak.Tam inanmak işte böyle bir şey İdi.

Kendisine başını örtecek bir şey bulununca ancak öyle enkazdan çıkarılmıştı.

Senin o hâlini görünce o olay geldi aklıma.

Sen de herkesin içinde, o tarifsiz acının ortasında başörtünü muhafaza etmiştin.

O kadar büyük bir acının içinde bile kendini kaybetmemiştin.

İstersen taşkınlık yapabilirdin.

İstersen kendini yerlere atabilirdin.

İstersen feryadını göklere çıkarabilirdin.

Çünkü evlat acısıydı bu.

Ama sen…

Sen içinden,

Ah Muhammed’im… Ah Muhammed’im…”

diye yanarken, dışından sabrı ve vakarını koruyordun.

Ben o an içimden,

İşte vakar budur.”

dedim.

İşte ağırbaşlılık budur.”

Acının en büyüğünü yaşarken bile Rabbine karşı isyan etmemek…

Yüreği paramparça olurken bile edebi elden bırakmamak…

Gözünden yaşlar akarken bile başörtüsünü muhafaza etmek…

Bu, kolay bir şey değildi.

Sen o gün herkese sessizce bir ders verdin.

Ah be kardeşim…

Ah benim Filizim…

Ben seni hep küçücük gördüm.

Hep o çocuk hâlinle hatırladım.

Kabakçı’nın kaş’tan inişimi gördüğünde koşarak önüme gelen küçük kız…

Büyüdüğünü fark edemedim.

Gelin olduğunu gördüm ama içimde yine çocuktun.

Anne olduğunu gördüm ama yine benim küçük Filizimdin.

Çocuklarını büyüttün.

Evlat acısı gördün.

Sabrettin.

Sustum sandım seni…

Meğer içinde ne fırtınalar kopuyormuş.

Şimdi anlıyorum.

Sen sadece büyümemişsin.

Sen bir anne olmuşsun.

Öyle bir anne olmuşsun ki, evlatlarının ardından dayanamadın.

Şimdi yan yana yatıyorsunuz.

Koyun koyunasınız.

Ah Filizim…

Seni yıllar önce gelinlikle bıraktığım Karallı’ya bugün kefeninle bıraktım.

Bir zamanlar beline kırmızı kuşağı ben bağlamıştım.

Bugün kefeninin kuşağını ben çözdüm.

Birinde sana:

Güle güle git.”

demiştim.

Bugün:

Mahşerde görüşürüz.”

dedim.

Birinde önünde bir ömür vardı.

Bugün önünde ebediyet var.

Birinde seni yeni bir hayata uğurladım.

Bugün seni Rabbine uğurladım.

Aradaki yıllar gözümün önünden bir film şeridi gibi geçti.

Küçük Filiz…

Bodey…

Gelin Filiz…

Anne Filiz…

Evlatlarının acısıyla yanan Filiz…

Ve şimdi…

Rabbine yürüyen Filiz.

Rabbim seni affetsin kardeşim.

Rabbim seni rahmetiyle kuşatsın.

Rabbim Muhammed’ini, Beytullah ‘nı ve seni aynı rahmetin içinde buluştursun.

Kabirlerinizi nur eylesin.

Toprağınızı cennet bahçelerinden bir bahçe eylesin.

Sualinizi kolay eylesin.

Hesabınızı kolay eylesin.

Defterinizi sağ elinizden versin.

Sıratınızı kolay geçirtsin.

Ve seni, evlatlarını ve bütün sevdiklerini Resûlullah Efendimiz’e ﷺ komşu eylesin.

Ben seni yine beyazlar içinde bıraktım Karallı’ya.

Ama bu defa içimde bir başka umut var.

Bir gün…

Mahşerde yeniden karşılaşacağız.

O gün ne kaza olacak…

Ne ayrılık…

Ne gözyaşı…

Ne ölüm…

O gün kardeş kardeşe yeniden sarılacak.

Ve ben sana diyeceğim:

Ah Filizim… Küçük Bodeyim… Nihayet buluştuk.”

Sen de belki yine o eski hâlinle bana kızacaksın:

Abi, yine Bodey dedin!”

İnşallah…

İnşallah kardeşim.

Menzilin mübarek olsun Filizim.

Rabbim seni ve yavrularını rahmetinin en güzel yerinde buluştursun.

Biz senden razıyız. İnşallah Rabbimiz de senden razı olur.

Mahşerde görüşmek üzere, küçük Bodeyim…

Ruhları için El-Fatiha

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız