Türk insanı ve çalışanı çok çalışarak fakirleşmeyi gerçekleştiren rekor üstüne rekor kıran son zamanlardaki tek ülke olduğumuzu acaba biliyor musunuz. Bilmiyorsanız da, biliyor olanlarımız elbette var. Böylelikle öğrenmiş oldunuz. Çok çalışarak fakir kalmak ne anlama geliyor. Gelin bu soruların; nedenlerine, niçinlerine hep birlikte cevap arayalım? Bildiğiniz gibi asgari ücretten başlayalım. Asgari ücret bir ülkede çalışan emek gücüne dayalı, sermaye karşında insan onuruna yakışır bir geçim kaynağı şeklinde tanımlana bilir. Bir ülkenin iktisadi kaynaklarını, sermaye karşısında en verimli bir şekilde kullanıldığı zaman o ülkede herkesim asgari ölçüde mutlu ve ferah bir yaşam standardını yakalamış olur. Modern dünyanın çok az bir kesimi mutlu ve refah içinde yaşarken büyük bir kesimi yoksulluğa ve fakirliğe mahkûm ediliyor. Elbette bu bilinçli bir şekilde yapılıyor. Ülkemizde iki binli yılların başında yakaladığımız refah seviyesini bir anda kaybedip dip noktasını bulduk. Bu durum bizdeki orta direk dediğimiz ve ülkenin terazisi durumunda olan kesimi tam anlamıyla bilinçli bir şekilde fakirliğe mahkûm etmiştir. Böylece ülkemizdeki bir kesim; uykusunda bile para kazanırken aşırı zenginleşmiştir. Buna karşılık üreten ve emek gücüne dayalı çoğunlukta olan kesimde fakirleşmiştir. Bu durum insanlarımızı tam anlamıyla karın tokluğuna çalışmaya mahkûm etmiştir. Fakirleşen ve yoksullaşan ülkelerde hiç bir zaman huzurlu bir toplum yapısı olmayacaktır. Her türlü sorunlar ve en önemlisi Ahlak yapısı çökecektir. İlimden, bilimden kopulacaktır. Yanı başımıza baktığımızda, tüm Orta Doğu devletleri ve Afrika devletleri canlı örneklerdir. Ülkemizin bu ekonomik türbülanstan hızlıca çıkması gerekiyor. Bir ay boyunca asgari ücret şu kadar olmalı, bu kadar olmalı saçmalığı dan bir an evvel kurtulmalıdır. İktisat ve ekonomi ilminin gereklerini yaparak insan onuru ve haysiyetine yakışır bir yaşam koşullarını sosyal devlet sağlamalıdır. Sosyal devlet yapısı kendi toplumunun yapısını çağdaş ilmin ilkeleri içerisinde kendi insanını merkeze koyarak sermayenin uşağı olmaktan çıkarmalıdır. Unutmayalım insan bir metağ değildir. Kendisiyle barışık, zengin ve mutlu olan toplumlar daima dinamik ve güçlü kalacaktır. Gelecek nesillerimizde sonsuza kadar özgüvenli, üretken, sağlam ve yarınlarına güvenli bakan bireyler olacaktır.












YORUMLAR